Bir işçi, fabrikada ürettiği ürünün ne olduğunu; laboratuvarda çalışan beyaz yakalı bir kişi neyin üzerinde çalıştığını ve sonuçta neyi elde etmeyi hedeflediğini bilir. Hizmet sektöründe ise sözgelimi bir doktor hastasını, bir avukat müvekkilini, bir bankacı müşterisini vs. tanır. İnsanın hizmet veya mal üretirken elde ettiği sonucu görmesi; ürününe dokunabilmesi, müşterisiyle yüzyüze ilişki kurabilmesi psikolojik açıdan önemlidir. Eğer böyle olmazsa kişi emeğine yabancılaşır. Yabancılaşma ise doyumu engeller.

Hizmet verdiği kitleyle hiçbir zaman bir araya gelemeyen, hizmetini verdikten sonra karşı tarafın yaşamına nasıl bir etki ettiğini tam olarak gözlemleme imkânı olamayan sektörlerden biri de çağrı merkezi sektörüdür. Üstelik yüz yüze olmayan bir iletişim sürecinin tüm dezavantajlarıyla baş ederek hizmet vermesi gereken bu sektörün çalışanları, kaçınılmaz olarak düşük iş doyumu ve yoğun stres ile karşı karşıya kalıyorlar. Çözüm bekleyen müşterilerin agresyonuna sık maruz kalan çağrı merkezi müşteri temsilcileri, gerek bu tür yaklaşımlardan, gerekse sektörün çözüm bekleyen diğer sorunlarından dolayı bağlılık geliştirmekte zorlanıyorlar. Bu nedenle çalışan devir hızının en yüksek olduğu sektörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Zor meslekler içerisinde gösterilen müşteri temsilciliği işi şimdilik hakkettiği değeri göremiyor olsa da bunun böyle devam etmeyeceği açıktır. Bu alan, önünde sonunda gerek kariyer olanakları, gerekse diğer imkânlar açısından daha cazip hale gelecektir. Ancak bu yolda daha hızlı mesafe alabilmek için sektör çalışanlarının öncelikle insani/psikolojik ihtiyaçlarına kulak verilip bu alanda çeşitli olanaklar, destekler sağlanmalı, diğer yandan fiziksel koşullarından başlayan ve kariyer, gelişim, ücret koşullarına uzanan yelpazede iyileştirmeler yapılmasına gereksinim bulunuyor.