Günümüzde pek çok insan için iş hayatında ayakta kalmanın yolu, ünlü “Açlık Oyunları” serisindeki gibi “kariyer oyunlarından” başarıyla çıkabilmekten geçiyor.

Artan eğitim olanakları, daha iyi bir yaşam standardına ulaşma arzusu, edindiğimiz tecrübelerle daha fazlasını hakkettiğimiz düşüncesi gibi nedenler, bizi, oldukça meşakkatli “kariyer yollarına” düşmeye itiyor. Bu süreçte kendimize “Acaba 10 yıl sonra işimde ne kadar yükseleceğim” sorusunu sormadan edemiyoruz.

Kariyer, TDK ‘da “Bir meslekte zaman ve çalışmayla elde edilen aşama, başarı ve uzmanlık” diye tanımlanıyor. Ben bu tanımı oldukça makul buluyor ve bir vurgusuna dikkatinizi çekmek istiyorum: Tanımda “elde edilen aşama”nın dikey mi, yatay mı olduğuna dair hiçbir ifade yer almıyor! Evet, günümüzde rastgele belirleyeceğiniz bir grup çalışana sorsanız kariyer kavramını “yükselme” ile ilişkilendirmeyen fazla kişinin çıkmayacağını kolaylıkla tahmin edebiliriz. Oysaki bu beklenti kişi için potansiyel düş kırıklığı ve sıkıntı demektir. Çünkü dikey terfi sadece bizimle ilgisi olan bir şey değildir. Organizasyonun da buna uygun olması gerekir. 300 – 500 çalışanı olan bir şirket düşünün. Bu şirkette bir direktör, iki müdür, birkaç tane uzman ve diğer çalışanların olduğunu varsayalım. Direktörün işten çıkmaması ya da organizasyon değişikliğine gidilmemesi halinde müdürlerden birinin direktör olma şansı var mı? Elbette yok. Bu biraz da Nasrettin Hoca fıkrasında olduğu gibi “koyunların çalıya takılmasını bekleyip yün toplamaya” benzemiyor mu?

Özetle, kariyer yapmak her zaman dikey anlamda yükselmek demek değildir. Şirketlerin, çalışanlarına uzmanlaştıkları pozisyonda yatay seviyede tatmin edici koşullar sunması ve bulundukları yeri değerli kılması mümkündür. Pekâlâ “Dikey anlamda terfi edemezsem başarısızım demektir.” algısına düşmemek için zemin oluşturulabilir. Bir ilaç mümessilinin bulunduğu pozisyondan gerek kazanç, gerekse kurduğu köklü ilişkiler açısından son derece memnun olduğuna tanık olmuştum. Bu kişi kendisine yapılan teklifleri nazikçe reddediyor ve bağlılık içinde işini sürdürüyordu. Üstelik kıdemiyle de herkesin “abisi” idi. Yani ekibin gönlünde en üst mertebeye yükselmişti bile!

Meslek hayatımda çalışanların kariyer beklentilerinin gerçekleşmemesinin, onları nasıl da mutsuzluğa, motivasyon düşmesine ve hatta “tükenmişliğe” ittiğini pek çok kez gözlemledim. Bunun yarattığı kırgınlık ve değersizlik algısının yarattığı depresif ruh hallerine destek vermeye çalıştım. Fakat bir şey diyeyim mi; bu uğurda yaşanan zorluklardan çok daha kolay ve mutluluk veren çözümler var. Yeter ki şirketler bunları yapmak, çalışan da farklı bakmak istesin.