İnsanın önemli ihtiyaç ve özelliklerinden birisi olan “bağlanma” kavramının iş yaşamındaki önemi üzerinde çok tartışma yapılagelmektedir. Bilimsel yazın alanında da çalışan bağlılığı ile motivasyon, verimlilik, iş doyumu vs. kavramlar arasında ilişki kuran çok sayıda araştırma olduğu bilinmektedir. Şirketler, bu duyguyu çalışanlarında geliştirmek için enerji, para, zaman gibi çok değerli kaynaklarını ayırmaktadırlar. Peki, bağlılık her zaman yararlı mıdır? Bağlılık sağlamak için harcanan bunca çaba herkeste istenen yönde sonuçlar doğurmakta mıdır? Biraz düşününce, her iki soruya verilecek cevabın “Hayır” olduğunu öne sürmek mümkündür.

Birinci soruyla ilgili bir örnek üzerinden sorgulama yapmak gerekirse; daha iyi bir iş bulamayacağını düşündüğünden veya tazminatının boşa gitmesini istemediğinden dolayı yıllardır aynı işyerinde çalışan, bu yıllanmışlıktan dolayı pek çok kişiyle iyi ilişkiler geliştiren, sevilen, kendi işini beklenen seviyede belli bir rutinde yapan, fazla şikâyetçi de olmayan bir çalışanın bu durumu bağlılık açısından olumlu olarak değerlendirilmeli midir? Bu soruya kimi hallerde “Evet” cevabi verilebilirse de çoğu zaman “Hayır, bu tür bir bağlılık pek yararlı değildir.” cevabının ağır basacağı açıktır.

İkinci sorunun cevabını irdelemek içinse başka bir soru sormak işe yarayabilir: Herkes bağlılık geliştirebilir mi? Tabii ki bağlılık, kişinin anne karnından itibaren geliştirdiği bir potansiyeldir ve herkes bu potansiyelini “sağlıklı bağlanma” gerçekleştirecek şekilde ortaya çıkaramaz. Böyle durumlarda işveren ya da yönetici ne yaparsa yapsın kişide bağlılığı beklenen düzeye çıkaramayabilir.

Demek ki herkes bağlanamaz veya her bağlılık yararlı değildir. Dolayısıyla bağlılık, nasıl, neyle, neye ve kime soruları ışığında irdelenmesi gereken bir kavramdır.