Bu zorlu dönemde psikolojik sağlamlığı korumak için neler önerirsiniz?
Bu dönemde baş etme gücümüzü zorlayabilecek iki temel faktörün stres ve kaygı olduğunu söyleyebiliriz. Bu iki zorlayıcı faktörün kaynakları ise belirsizlik ve pandemi öncesine göre bir yandan zorlaşan, diğer yandan da değişen yaşam koşullarıdır.
Belirsizlik, insanların gelecekle ilgili planlama yapamamasına, sağlıklarıyla ilgili kendilerini güvende hissetmemelerine yol açıyor. Bu da ister istemez insanların ayakta kalma becerisi üzerinde bir tehdide dönüşüyor ve kaygıyı tetikliyor. Stres ise değişen şartlara bağlı zorluklar tarafından tetikleniyor çünkü pandemi öncesinde zaten zor olan ekonomik şartlar pandemiyle birlikte daha da zorlaşmış görünüyor. İnsanlar bu şartlar altında mevcut yaşam standartlarını kaybetmemek için ellerindeki kaynakları yeterli kılmaya çalışıyorlar. İçinde bulunduğumuz sosyal kısıtlılıklar ve maskeyle yaşam zorunluluğu uyum sağlamamız gereken diğer bir zorlayıcı boyutu oluşturuyor.

Stres ve kaygı yaratan tüm bu şartları bir arada düşündüğümüzde psikolojik sağlamlığımızı koruyabilmemiz için değişen şartlara uyumumuza yardımcı olacak yeni bir bakış açısına ihtiyacımız bulunuyor. Bu bakış açısının en önemli özelliği esneklik olmalıdır. Yani, şartlar değişirken sahip olduğumuz her şeyin stabil ve eskisi gibi kalacağını beklemek bizi psikolojik anlamda zorlayabilir. Örneğin gelecekle ilgili planlamamızda ev, araba almayı yahut işimizle ilgili bir takım girişimlerde bulunmayı düşünürken şimdi bunların belirsizliğe girmesini, bu olağanüstü dönemin doğal bir sonucu olarak kabul ederek sabırlı olmayı, önceliklerimizi yeniden belirlemeyi becerebilmeliyiz.

Bu zorlu dönemde fiziksel mesafeyi öneriyoruz aslında; bu süreçte arkadaşlarınızla, ailenizle ve akrabalarınızla bol bol mesajlaşın, görüntülü konuşun, iletişiminizi koparmayın. Ev içindeki ilişkilere değinecek olursak, iki değeri ailenizin içinde yaşatın: biri şefkat diğeri nezaket. Nezaket de saygıdan daha yüksektir, nazik olmak karşımızdaki kişiyi incitmeden ilişki kurmayı başartır, nezaket empatiyi barındırır. Bu iki değeri ailede yaşatırsak, aile içi ilişkileri olumlu düzeyde tutabiliriz. Şefkatin ifadesi duygu diliyle olur; şu anda sarılamadığımıza göre sevgi dolu bir bakış, bir tebessüm, fedakârlık davranışı, birkaç tane güzel söz, hizmet davranışı ile şefkati hayata geçirebiliriz.

Ek olarak günlük rutinimizi belli bir düzene sokmaya çalışalım. Dalgalı yaşam şartları içerisinde bizi düzen içinde tutabilecek bir rutine sahip olmak iyileştiricidir.

Hastalık sürecinde gelecek kaygısı ile nasıl başa çıkılabilir?
İnsanları gelecek kaygısına sürükleyen en önemli neden, kendi hayatlarıyla ilgili gelecekte kötü olasılıkların gerçekleşeceğine dair düşünceler içine girmeleridir. Daha yaşanmamış bir zaman dilimi için geleceğin kötü olacağını şimdiden kurgulamak beynin bir tehdit algılamasına yol açıyor. Tehdit algısı ise beyni alarma geçirerek olası tehlikeyle savaşma ya da ondan kaçma konusunda stres tepkilerini harekete geçiriyor. Stres tepkileri gösteren bir kişi kendini huzursuz gergin karamsar tahammülsüz hissedebilir. Bu da kişinin yaşam kalitesini düşürür. Oysaki yapılması gereken şey bugün elimizdeki kaynakları doğru kullanarak gelecekle ilgili kısa vadeli planlamalar yapmaktır. Şu an hiç kimse uzun vadeli planlama yapabilecek durumda değildir, bu nedenle maddi imkanlarımızı, aile ilişkilerimizi, işle ilgili seçeneklerimizi, tasarruflarımızı vs. nasıl kullanacağımızı fazla risk içermeyen planlamalarla belirlemeliyiz.

Yüksek kaygının ortaya çıkardığı psikolojik koronavirüs belirtilerini nasıl ayırt edebiliriz?
Bulaşma korkusu ya da koronafobi sonucu ortaya çıkan belirtiler kişinin genelde yüksek bir kaygı düzeyine sahip olmasından kaynaklanır. Koronafobi yaşayan kişiler kendilerine bakacak olurlarsa aslında sadece koronavirüsle ilgili değil, hayatın her alanıyla ilgili endişeli, kuruntulu, takıntılı olduklarını görürler. Koronavirüs fobisine bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin gerçek hastalık belirtilerinden en temel farkı zaman zaman artan zaman zaman azalan şiddette yaşanmasıdır, yani hastalık bulaşmasını korku olarak yaşayan kişiler sürekli bedenlerini dinleyen, korkuları arttığında belirtileri de artan, kendilerini bir nebze rahatlattıklarındaysa belirtileri de azalan tiplerdir.
Gerçekte hasta olan kişilerin belirtileri sabittir ve tedavi olamadığı sürece istikrarlı bir artış gösterir.

Stresin fiziksel etkileri olabilir mi?
Çok sık bir biçimde ya da uzun süreli olarak stres hissettiğimizde ve buna bağlı olarak stresle başa çıkma becerilerimiz yetersiz kaldığında stresten kaynaklı problemler de ortaya çıkmaya başlar. Stresin en çabuk etkilediği alanlardan biri solunum sistemidir. Bu nedenle stres dönemlerinde solunum sistemimizi desteklemek ve dokularımız giden oksijeni dengelemek açısından nefes ve fiziksel egzersizlerden faydalanmakta yarar vardır.

Stres, bağışıklık sistemimizi zayıflatarak hastalıklarla mücadele kapasitemizi yetersiz hale getirir. Bu nedenle bağışıklık sistemini güçlendirecek bir besleme alışkanlığı geliştirmemizin önemi büyüktür. Bu beslenme tarzının içinde şeker ve şekerin tüm türevleri olan unlu-nişastalı gıdalar yerine protein ve lif içeren gıdalara özellikle sebzelerin dengeli bileşimine yer vermeliyiz. Stresin bir diğer fiziksel etkisi de kas ve vücut ağrılarıdır. Bunları azaltmak için egzersiz ve diğer gevşeme tekniklerinden faydalanabilir. Strese bağlı hastalıklar içerisinde alerjiler, egzamalar, mide ağrıları, çeşitli sindirim sorunlarını sayabiliriz. Bu tür hastalıkların oluşumunu önlemek için önerdiğimiz stres azaltıcı yöntemleri düzenli bir şekilde uygulamak gerekiyor. Sigara ve alkol, stresten kurtulmak için asla bir yöntem olarak kullanılmamalıdır.

Hangi aktiviteler stresten uzak kalmaya yardımcı olur?
Meditasyon, yoga, düzenli egzersizin yanında ek olarak varsa evcil hayvanla zaman geçirmek, müzik dinlemek, sanatla ilgilenmek (çizim yapmak gibi), nefes egzersizleri yapmak ana odaklanmaya ve stresten uzaklaşmaya yardımcı oluyor. İnsanın dayanışma içinde olacağı, destek alabileceği insanlarla iç içe olması. Olaylara bakış açısının stres üretmeye yatkın olup olmadığına bakılmalı, bazı insanlar stres üretmeye daha yatkındır. Daha tezcanlı, fevri, hırslı, başarı odaklı, başarısızlığa tahammülsüz yapıdaysa daha yüksek stres üretme riski fazladır. Bu nedenle insanın stresle baş edebilmesinde kendi kişilik özelliklerinin farkında olması, bu özellikleri nedeniyle stres yaşadığında kendini rahatlatabilecek bakış açıları geliştirebilmesi çok önemli.

Sizce yayılım nasıl engellenebilir? Nelere dikkat edilmeli?
Kültürümüzde olan tokalaşmak, sarılmak, bir arada toplu aktivitelerde bulunmak bu virüs için kesinlikle kaçınmak zorunda olduğumuz davranışlardan bazıları. Bizler toplum olarak iç disiplin, sınır gibi kavramlara pek yakın değiliz. Örneğin Kore gibi bazı Asya ülkelerinde pandeminin yayılmasını önleyen davranışlar vatandaşlarda otomatikleşmiştir; onlara çok fazla tavsiyede bulunmanız, sürekli dikkat etmeleri gereken konuları hatırlatmanız gerekmiyor. Oysa biz toplum olarak yakın durmayı, dokunmayı hem seviyor hem de onlara ihtiyaç duyuyoruz. Sosyal kuralları, birbirimize karşı görevlerimizi ihmal etmeyi yahut en azından esnetmeyi “Olacak o kadar.” Düşüncesiyle karşılıyoruz. Pandemi bize daha fazla disiplinli ve dikkatli olmayı dayatınca da biz bir türlü bu yeni duruma uyum sağlayıp içselleştiremedik. Halay çekmekten taviz vermektense absürt bir şekilde bir süreliğine sopalarla saf tutup sonra onları da bir kenara atarak omuz omuza bu alışkanlığımızı sürdürebiliyoruz.

Kamusal alanda karşılıklı sorumluluğun yüksek olduğu toplumlarda kurallar sorgulanmaz, esnetilmez, kişiye göre yorumlanmaz, kuralları uygulayanlarsa adalet ve hakkaniyet dengesini bozmamaya özen gösterirler. Kültürümüzde ise her şey duruma göre sübjektif olarak değerlendirilip her tür yoruma açık olabiliyor. Pandemi nedeniyle toplum olarak sorumluluğumuzun bilincinde olup bunu hareketlerimize de yansıtmalıyız.

Çalışma arkadaşlarımıza farkındalığı artırmak için uyarılarınız olur mu?
Aslında insanlarımız pandemi sürecinde nasıl davranmaları gerektiği konusunda fazlasıyla bilgilendirilmiş durumda. Herkes ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor ancak yapmıyor.

Herkes maske takması gerektiğini, fiziksel mesafeye dikkat etmesi gerektiğini, el ve yüz temizliğine dikkat etmesi gerektiğini biliyor. Ancak bunları sıklıkla ihmal ediyoruz. İşte asıl sorun oluşturan durum burada başlıyor. Peki neden böyle yapıyoruz? Bu sorunun birden fazla cevabı var. Bir kere kültürel olarak kaderciyiz, bana bir şey olmaz gibi düşünceler pandemi nedeniyle sağlığımızı tehlikeye atan zararlı düşüncelerdir.

Bunun yanında sürekli bize hastalık bulaşacağı düşüncesiyle gerginlik yaşamaktansa “Şu kadarcıktan bir şey olmaz.” diyerek kendi hatalı davranışlarımıza karşı anlayışlı davranmak işimize geliyor. Dolayısıyla bu noktada aklımızdan çıkarmamamız gereken şey, kendimizi böyle daha huzurlu veya endişeden uzak hissedeceğiz diye virüs gerçeğini yok saymak, inkâr etmek ya da bile bile bu gerçeği kendi düşüncelerimize uydurmamaktır.

Bunların dışında eklemek istedikleriniz var mı?
Hayatta başımıza ne gelirse gelsin ruhsal açıdan daha güçlü ve ayakta kalma konusunda daha avantajlı olabilmemizin temel koşulu her şeyin bizimle başladığını görebilmekten geçiyor. Stresle baş edebilmek, stres karşısında doğru bir bakış açısına sahip olmamıza, pandemide sağlıklı kalmak yine doğru bir davranış tarzına sahip olmamıza bağlıdır. Bu her alanda böyledir. Her şey önce bizimle başlar.